30 Kasım 2009 Pazartesi

kokayinli şarkı

IAMX - Bring Me Back A Dog .mp3
Found at bee mp3 search engine


bence bu şarkı bi insan olsaydı, kokaini istediği an, zorlanmadan ve sonsuza dek bırakabilecek bir kokainman olurdu.

23 Ekim 2009 Cuma

hayatının en güzel yıllarını ben doğmadan önce yaşamış olan bir annenin varlığını, ona hiç yaşamadığı kadar güzel yıllar yaşatabilecek tek kişi olarak her gün görmezden geliyorum.
onu kaybettiğimde ona hayatının en güzel yıllarını yaşatmak için en ufak bir şey yapmamış olacak olmanın yükünü her gün o kadar pişkince taşıyor ve üzüldüğüm, sevindiğim, duygulandığım, endişelendiğim şeylere onu o kadar katmıyorum ki; görenler dört-beş yaşlarındayken bir elimi açarak kağıdın ortasına koyup, diğer elimdeki kalemle kağıda el çizmeyi bana sabırla öğretenin başkası olduğunu zanneder.
harcadığım enerjinin, kurduğum cümlelerin, yaptığım planların, ağladığım şeylerin nedeninde ve sonucunda o kadar az annem var ki, görenler o gün konsere gidecek kimse bulamadığım için evde üzülürken beni kolumdan tutup konsere götüren, biletimi alıp içeri sokan ve gece sonuna kadar dışarıda bekleyenin başkası olduğunu falan düşünür.

biriniz de, siktiğimin şehrinde, ortasına sıçtığım kalabalığın arasından sıyrılıp kafama doğru parende atarak "kaybettiğinde daha yalnız kalacağın başka hiçkimse yok" demiyorsunuz

20 Ekim 2009 Salı

maaşımın birdenbire üçte iki azalmasıyla ilgili düşüncelerim

tekrarlanınca komik olmayacak bir "HİÇKİMSENİN MERAK ETMEDİĞİ DÜŞÜNCELERDİR"' arayan gözlerin nasıl da dolu dolu bakıyor bu gece :(

çalıştığım yerin işletmecisi olan bayan, poposunun büyüklüğünü bir nebze daha arttırmak için işletmenin bize dağıttığı ücreti yüzde altıdan yüzde ikiye çekmeye karar verdi.
hayır ben yüzde ikiyle de çalışırım da, o popo?
bence bu OLAYIN tek mağduru o popodur.
o popodan, bir poponun bir popo olarak kalmak suretiyle nail olması hayli namüsait bir mertebe talep ediliyor.
bu atmosferin ona ayırabileceği belli bir maksimumu var yani. HELYUM değil o.
o sadece bir popo.

05 Eylül 2009 Cumartesi

Osmanlıların Viyana kapılarına dayanmaları hakkındaki düşüncelerim



Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari Site KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite KodlariSite Kodlari

05 Temmuz 2009 Pazar

tolga abi'nin gırtlağı.

24 Haziran 2009 Çarşamba

evet.

20 Haziran 2009 Cumartesi

obsession

kesikbaş cinayeti

27 Nisan 2009 Pazartesi

dünyanın en barzo varoluş diyalektiği.

ben, milyonlarca okun gösterdiği milyonlarca yoldan birini seçer ve yürüyebildiğim kadar yürürüm
takatimin son adımı karşılaşmamıza varır
ve yolda biriktirdiğim çıkarımları kapasitenin çok üzerinde bir porsiyondaymışçasına önüne koyarım;


“beni senin belirlediğin şartlar altında, bana orada ne kadar kalacağımı belirleme hakkı vermeksizin biyere tıktın ve bana bu şartları daha iyileriyle kıyaslamayı yasaklayıp, daha kötüleriyle kıyaslamayı buyuruyorsun.
açık konuşayım, karşına geçip bu hesap kriterine göre niçin herkesin kendi durumumu kıyaslama alternatiflerinin eşit sayıda olmadığını sorduğumda ucunda ateş olan meşaleyi üzerime üzerime savurursan, BeN o aTeŞLE sİgArAmI YaKaRıM”

sigaramı meşalenle yakarım, dumanını siluetine üflerim,

ve aramızda uzun bir diyalog başlar.


sen dersin ki; “şartları ben belirlemedim, sen belirledin.”

sonra ben de derim ki; “sen belirledin, ben sadece seçtim. hayatımın kontrolünü yüzde yüzün altında bir yetkiyle kabullenmemi gerektiren nedir?”

- başkalarının hayatının kontrolünden yüzde almaya çalışmanın esas olduğu bir düzen kurman. orada uzun veya kısa kalmayı “iyi” olarak niteleyen ben değilim ve seni biyere tıkmadım, tümünün bir parçası olduğun sonsuzluğun bir noktasına bırakılmıştın.

- ayaklarım ‘bana verdiğin hayatı devam ettirmek için yapmam gerekenler’ adında, pek uzun sayılamayacak bir zincirle bağlıydı.

- yarattığım şeyler arasında zincir adında bir şey yoktu. ben yalnızca demiri yarattım.

- bu mağduriyetimi açıklamıyor. zinciri yaratan ben miyim?

- hayır. sen zinciri kıramayansın.

- ...

- eşitsizlik, en az iki şeyin herhangi bir kıstasla ele alındığında birbirinden farklı oluşudur ve benim yarattığım şeyler arasında kıstas adında bir şey de yok.

- beni içeriklerini belirlediğin iyiye ve kötüye göre yargılıyorsun. bunlar birer kıstastır.

- iyiyi de kötüyü de sen yarattın. ben yargılamam.

- elindeki meşale ne öyleyse?

- beni yargılayan olarak algılayanlar elimde bir meşale görür .bir bölümü ondan korkarlar, bir bölümü de sigaralarını yakmak için kullanırlar. elimde korkanlara temas etse canlarını yakabilecek veya yanlış anladıkları bir varlığın var sanılma sürecinin ardından yokluğunu keşfetme hazzını duman sananların hayali sigaralarını yakabilecek herhangi bir şey yok.

- beni sen mi yarattın?

- hayır.

- beni kim yarattı?

- sen varolduğu sürenin çok küçük bir bölümünde nasıl varolduğunu sorgulayan, daha az küçük bir bölümünde nasıl varolduğuyla ilgili bir yanıt bulduğunu zannedip onunla daha fazla ilgilenmeyen bir varlıksın. varlığını mevcut bilincinin algılayabildiği kadarına indirgediğin için sonsuzluğunun farkında değilsin.

- peki sen kimsin?

- sayı olduğun yerde matematik, akıl olduğun yerde gerçek, insan olduğun yerde yaratıcıyım. ben “sistem”im. beni anlayamayan olduğun yerde ben “zannedilen”im. ben tüm zannedilenler, tüm bilinenler ve tüm bilinmeyenlerim.

- peki neden herkese kendini açıkça göstermek yerine gizleniyor ve bişeyler zannediliyorsun?

- gizlenmiyorum. ben hep burada duruyor ve içerdiklerimin içerdikleri döngüsüyle her saniye büyüyorum. gölgesinde yürüdüğün bir ağacın varlığını reddersen, adımların gövdesine ulaştığında içinden geçemezsin ve ağacı görememiş olman ağacın senden gizlendiğini kanıtlamaz.

-...

-...


sen bazen kibarca anlatır, bazen öfkeyle haykırırsın ve ben anlarım ki, tüm kıstasları ben yarattım
her şey “bir” olur

ve sonra aramızda uzun bir monolog başlar.

08 Mart 2009 Pazar

watchmen gelir hoş gelir



şimdi oturup film şöyleydi, şu kadar zamandır bekliyodum da şu kadar beklediğime değdi, şu sahnede şu sembolize edilmiş şu karakterin şu özelliği şöyleydi diye uzatacak mecalim yok. film beklediğime değdi, fazlasını verdi ve herdaim hastasıyız da ben daha ziyade şey diyeceğim.
little children 'da ikircikli sevişme sahnelerinde gördüğümüz Patrick Wilson'u watchmen'deki sevişme sahnelerinde de görüyo oluşumuz, yine little children'da bi çocuk tacizcisini oynayan Jackie Earle Haley'i watchmen'de süperkahramanlığa attığı ilk adımı bi çocuk tacizcisini öldüren biri olarak görmemiz, sonra efendime söyliyim bi başka çizgiroman uyarlaması olan sin city'de kendine has bir vahşet anlayışı olan bir karakter tarafından mağdur edilen carla cugino'yu, watchmen'de yine kendine has bir vahşet anlayışı olan bir başka karakter tarafından mağdur edilirken görüşümüz bana watchmen'in sebk-i hindi çözümlemecisiymişçesine yaklaşılması gereken bir film olduğunu düşündürüyor. sanki her sahnesinin altında binbir anlam varmış, seçilen oyuncuların oynadıkları önceki filmlere de gönderme yapılmış gibi. çok şifreli bi film bence. da vincinin şifresi cCc

not: şu sıralar çok üşengeç bi ruh halindeyim ve filmi sözlüklerde bilmemnerde araştırmadım, kimse ne yorum yaptı bilmiyorum. hani orda burda aynı tespiti görüp ÇALMIŞ demeyin diye söylüyorum. şu yorumu şurda gördüm diye beni yormazsanız ben de tiyniyetinize saydırmam. bye.